• Diğer

Kültür

O TAM BİR DOĞA TUTKUNU!

Çankırı Amatör Olta Balıkçılığı ve Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı Ali Osman Göl ile bir araya gelerek Balıkçılığa dair merak edilenleri, avlanma hususunda yapılan hataları ve av esnasında yaşadığı unutulmaz anılarını konuştuk. Yeşilbaşlı ördeğin efsanesini de siz değerli okurlarımız için paylaştı.

O TAM BİR DOĞA TUTKUNU!

Okunma: 1548

21 Ağustos 2019 18:27
-A

+A

SPOR MU? HOBİ Mİ?
O TAM BİR DOĞA TUTKUNU!

Çankırı Amatör Olta Balıkçılığı ve Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı Ali Osman Göl ile bir araya gelerek  Balıkçılığa dair merak edilenleri, avlanma hususunda yapılan hataları ve av esnasında yaşadığı unutulmaz anılarını  konuştuk. Yeşilbaşlı ördeğin efsanesini de siz değerli okurlarımız için paylaştı.

Ali Bey avlanma esnasında çektiği o güzel doğa fotoğraflarını gösterirken, insanın doğaya merakı ve isteği daha da çok artmıyor değil. Av tutkusu ve doğa aşkı daha röportajımıza başlamadan bile belli olan Dernek Başkanı Ali Bey ile sohbetimiz soru-cevap şeklinde başlıyor.
Size Göre Balıkçılığın Tarifi Nedir?
Balıkçı çok geniş bir kavram, Olta balıkçısı, sportif olta balıkçısı, tatlı su balıkçısı, akarsu balıkçısı, deniz balıkçısı, ticari balıkçı gibi bir çok başlık altında ayrı ayrı tarif gerektirir. Bizim alanımız amatör olta balıkçılığı ve sportif olta balıkçılığı. Amatör olta balıkçılığı; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın dört yılda bir yayımladığı sirküler kuralları çerçevesinde rekreasyon, spor veya dinlence amacıyla yapılan, maddi ve ticari kazanç gayesi gütmeyen bir faaliyet.
Sportif balıkçılık ise, yakalanan balığa zarar vermeden, sağlıklı bir şekilde suya iade edilmesi faaliyetidir. Son yıllarda bilinçli olta balıkçılığında sportif balıkçılığa doğru bir kayma gözükmekte. Asıl olan amatör ruhu kaybetmemek, güzel bir gün geçirmek, doğada olmak, günün sonunda dinlenmiş, huzurlu bir şekilde evine dönmek,
ÇANOBDER Ne Zaman Kuruldu ve Ne Gibi Faaliyetler Yapmakta?
Derneğimizi, 2010 yılı Haziran ayında kurduk. Daha öncesi Türkiye'de Amatör Olta Balıkçılığı adı altında çeşitli illerde sınırlı sayıda dernek vardı. Biz bireysel olarak bu dernekteki arkadaşlarla görüşüyor ve faaliyetlerine katılıyorduk. Daha sonra biz de ilimizde amatör balıkçılık yapan arkadaşları bir çatı altında toplayabilir miyiz fikrinden hareketle girişimde bulunduk.
Sizin İçin Olta Balıkçılığı mı, Yoksa Kara Avcılığımı Daha Öncelikli?
Bizim için avlanmak, avı ele geçirmek hiçbir zaman ilk planda değildir. Asıl amacımız doğada olmak. Hangisi öncelikli? Çocukluğum doğada geçti. Avcılığa kuş lastiğiyle başladım. İlk tüfeğimi lise yıllarında aldım. O günden bu güne kadar ara vermedim. Avcılar bilir, av gününü iple çekeriz. Bunu avci olmayan birine anlatmak mümkün değil, yaşayan, o atmosferi tadan bilir.
İlk balıkçılık deneyimim, Devrez Çayı'nda ağaç kökleri arasında, kayaların dibinde elle balık yakalama şeklinde başladı ve bu günlere kadar geldi. Önemli olan amatör ruhu kaybetmemek. Her ikisini de birbirinden ayıramam. Kara avcılığı da, olta balıkçılığı da vazgeçilmezim.
Ağ, Tırı Vırı, Dinamit, Elektroşok Gibi Yöntemleri Yasak Olmasına Rağmen Hala Kullananlar Var. Bu Konu Hakkında Neler Söylemek İstersiniz?
Maalesef kanayan yaramız. Bu konuda hatırı sayılır ceza yaptırımları var. Ancak, büyük eksikliğimiz eğitim ve denetim yetersizliği. Misina ağların geçmişi çok eski değil, tırıvırı (paraşüt) diye tabir edilen malzeme de misina adan yapılıyor. Bu konuda çok mücadele verildi. Daha önce yayımlanan sirkülerde misina ağların yurt dışından girişi yasaklanmıştı. Ancak, ticari balıkçılık faaliyeti gösteren kişilerin talepleri doğrultusunda yeniden serbest bırakıldı. Misina ağların tamamen yasaklanmaması durumunda tatlı sularımızdaki balık popülasyonu hakkında ileriye dönük olumlu konuşamıyoruz.
Tırıvırı satışı ve bulundurulması yasak olmasına rağmen, ilçelerde, köy bakkallarında tezgah altından satışı devam ediyor. Bu malzeme büyük olasılıkla taşa, ağaç köküne, vs. takılarak suda kalıyor ve çürümüyor. Suda kaldığı sürece balık ölümlerine, su seviyesi düşüp dışarıya çıktığında ise kuşların ve küçük canlıların ölümüne neden oluyor.
Bizler bu ağları katil ağlar olarak nitelendiriyoruz. Yasak dönemlerde bile ticari balıkçılık faaliyeti gösteren kişilerin ağları suda kaldığı sürece, su kuşlarının ve balıkların katliamına neden oluyor.
Bütün bunlar işi denetim konusuna getiriyor. Maalesef ülkemizde, özellikle ilimizde denetim yetersizliği kanayan yaramız. Sokak tezgâhlarında yasal boy limitlerine uymayan balık satışı, hatta yasak dönemlerde aleni tatlı su balıklarının satışına tanıklık ediyoruz. Bu konuda denetim yapılmıyor. Zabıtalar gerekli bilgiye ve mevzuata sahip değil.
Elektro şok ile avlananları duyuyoruz. Bu şekilde illegal avcılık yapana ilimizde rastlamadım. İllegal balık avlama yöntemini benimseyenlerin vicdandan uzak olduğunu düşünüyorum. Bu kişilerin gerek doğayla gerekse geleceğimiz olan çocuklarımıza yaşanabilir bir doğa bırakma gibi bir dertleri yok. Sonuçta iş dönüp dolaşıp eğitim ve denetime geliyor.
Sizce Amatör Olta Balıkçılığı İle İlgili Düzenlemeler Yeterli mi? Bu Konuda Dernek Olarak Bir Çalışmanız Var mı?
Kesinlikle yeterli değil. Su ürünleri avcılığını düzenleyen tebliğ, 22/3/1971 tarihli ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununu dayanak almakta. Öncelikle söz konusu kanun güncel şartlara göre düzenlenmeli.
Sürdürülebilirlik adına kaynak sağlama, istihdam yaratmak için olta (Amatör/Sportif) balıkçılığı turizmini teşvik amaçlı çalışmalar, amatör/Sportif Olta Balıkçılığı" nın kurumsallaşması, potansiyel olan illerde teşvik edici çalışmalar, "Amatör/Sportif Olta Balıkçılığı" faaliyetlerinin bir belge ve eğitim alınmadan kontrolsüz bir şekilde yapılması, sucul yaşamın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve bu konuda planlamalar yapılmaması eksikliklerimiz.
"Amatör/Sportif Olta Balıkçılığı" eğitimi yasal ve kurumsal hale getirilmeli, eğitim sonunda başarılı olanlara belge verilmeli. Eğitimler ilk yardım, sucul hayatın ve çevrenin korunması, balık türlerinin tanınması, av ve avlanma teknikleri ve yanlış uygulamaların önlenmesine yönelik olmalı.
Av Esnasında Hiç Unutamadığınız Bir Anınız Var mı? Okuyucularımızla Paylaşabilir misiniz?
Elbette var. Avcılıkta her gün bir anıdır, her gün özeldir. Hiçbir av günü diğerine benzemez.
Bir Çarşamba günü. Yarım kalmış serüvenimi tamamlamak için sevdamın peşindeyim. Hafta sonu keşif yaptığım merama gitme zamanı. Gün ışıklarını yeryüzüne saçmadan, ay gökyüzünden kaybolmadan gümemde olmalıyım. Tüm hazırlıklarımı yaptıktan sonra yola çıkıyorum. Rüzgâr kar tanelerini önüne katmış siyah asfaltın üzerinde yuvarlıyor. Avlanacağım merada şartları zorlayarak aracımla gidebildiğim noktaya kadar ilerliyorum. Meraya yabancı iseniz yerleşim yerlerinde gördüğünüz ışıklarla koordinat belirlersiniz. Delikli demirimi, kanatlı ve yüzen ördek mühresi dolu çantamı, olmazsa olmaz termosumu alarak karanlığın içine ilerliyorum. Yirmi dakikalık bir yürüyüşten sonra av merama geldim. Gecenin ayazı pirinç gölünün suyunun yüzeyini dondurmuş. Buz kırma faslı. Çamur içinde kasık çizmelerimle bata çıka buzları kırıp, ördek mührelerini atıyorum. Thinsulate, neopren, gore-tex olmazsa olmazıdır ördek avının. Sizi her türlü soğuğa karşı korur. Buz içinde saatlerce bekleyebilirsiniz.
Gümeme geçiyorum. İki metre boyunda, bir metre eninde. Arkam, sağım, solum ve üstüm sazlarla kapalı, Ön tarafım yarım metre yüksekliğinde saz duvar ve üzeri görüşü ve atışı engellemeyecek şekilde. Yanımda masa niyetine, kırk cm çapında ahşap kablo makarası, üzerinde termos, çay teşkilatı ve sandalyem. Çay olmazsa olmazımdır doğada, “Seni seviyorum” cümlesinden daha anlamlı bir söz varsa o da, “çay koydum gel” davetidir.
Öğle saatine kadar her an her şey olabilir düşüncesiyle geçti vakit. Irmak üzerinde aşağı yukarı geçen küçük grupların dönüş yapmasını bekledim. Nafile. Yemek zamanı. Vücut hareketliliğinden çok beyin aktivitesi acıktırır insanı, Aracımın yanına dönüyorum. Bir ateş, üzerine konmuş isli çaydanlık gibisi yoktur. Yemek ve iki bardak çay. Kalan çayı termosa doldurup, gümemin yolunu tutuyorum. Gümemde huzurla etrafımı dinlerken, yıldızdan gelen kanat sesiyle irkildim. Tahmini yüz elli bir grup yeşilbaş. Büyük çoğunluğu mührelerin arasına attı. Diğerleri henüz bir tur atmadan aynı büyüklükte bir başka grup gökyüzünden düştü. Saniyeler içinde görüş açım yeşilbaşlarla doldu. Kalbim göğüs kafesime sığmıyor. Nefessiz izlemekteyim. Delikli demirim kucağımda ancak, tüm avlanma dürtülerimi geriye attım. Her avcının hayatında yaşayabileceği nadir anlardan biridir. Yaklaşık göz kırpmadan on beş dakika yeşilbaşların muhteşem cemâlini seyran eyledim. Sabahın kör karanlığı, soğuk, cam kırıkları gibi yüzüne çarpan kar, batak ve ödülü muhteşem an.
Rüyada bile yeşilbaş ördek görmek huzura ve mutluluğa yorumlanırken bu manzara ne olsa gerek? diyor Ali Bey ve  Yeşilbaşlı ördek efsanesini anlatıyor bana ve siz değerli okurlarımıza…
Efsanede;Yörük beyinin oğlu Konarı beyinin kızına sevdalanır. Buluşma yeri olarak Büyük gölün olduğu yeri seçerler. Vurgunlar, sevdalılar. Duygularını sevdalarını büyüklerine anlatırlar. Aracılar konur bey kızı istenir. Bey kızımı vermem de vermem diye tutturur. Yörüklerde adettir. **Yabana kız verilmez, yabandan kız alınmaz.” Konarı beyi der ki; * göçerlere kız vermem alıp kızımı gider komaz bir daha yanımda”
Âşıklar yalvarır, yaşlılar yalvarır. Ne hatır kâr eder ne de başka bir şey. Göçme vakti gelmiş göç kalkacak, beyin oğlu göçerin başımda olması gerek. Bakarlar ki beyin oğlu yok, yağız at huysuzlanır. Göç kervanından bazıları ayrılarak aramaya çıkarlar bey oğlunu. Bu arada beyin kızının da olmadığı anlaşılır. Aramaya çıkar iki tarafta... Tek bir çoban bilir âşıkların yerini o söyler beylere ola ki buluşma yerindedirler.
Gelirler gölün başına görürler al yazmayı anlarlar iki âşık canlarına kıymıştır. Suyun içine atmışlardır kendilerini. İki tarafta dolanarak suyun çevresinde gözyaşı dökerler.
Çırpınarak iki ördek kalkar gölden. Biri yeşilbaş biri beyaz ve kanat çırparak uzaklaşırlar ağlayanların bakışları arasında. Göç kervanındakiler görür kervanın önünde uçan iki ördeği, sanki yol göstermektedirler onlara bizi takip edin dercesine...
Dedim ya, sevdamın peşindeyim. Sevdadan da öte, aşk bu.
Yeşil başlı ördeğin kanat çırparak uzaklara uçup gittiğini gören Karacaoğlan'ın iç dünyası gibi. Ördeğin yeşil başını sevgilisinin başındaki yeşil çalmaya benzeten Karacaoğlan gibi. Uçup giden ördeğin ardından eli sazına gidiveren Karacaoğlan gibi.
“Hani Karacaoğlan Hani
Veren Alır Tatlı Canı
Yakışmazsa Öldür Beni
Yeşil Bağla Ala Karşı”

Ali bey, siz okurlarımızla da bu efsaneyi paylaşarak, manidar ve güzel efsaneyi bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Yeşilbaşlı ördek sürüsü ile karşılaştığı anda kalmışken, anının devamını ise şöyle aktarıyor:
“Muhteşem ortamda kendimi kaybetmişken, bilmediğim bir nedenle yeşilbaşlar aniden hareketlendi. Ortamı yırtan kanat sesleri fıtratıma açılan kapıyı araladı. Av duygularım hoş geldin. Soğuk delikli demirimi omuzlayarak, Yaratıcının canlılara biçtiği ömrün sonlanmasına aracılık ettim. Sevda ve nefret. İki kutup arasında gidip gelirken yüreğim, üzerimden geçen bir grup yeşilbaşa da silahımı ateşledim. Gökyüzünde kanat çırparken sönen umutlar bir bir yere düştü. İçimdeki alev avlarımı yakarken, ruhumu da tutuşturdu. Yaşam bir savaştan ibaretse o gün ben kazandım.”
 
                                                   HABER:ŞEYMA DURSUN
Haberin Galerisi
Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000
fatih esgin 7 Ekim 2019 12:30

köylüm...arkadaşım Aliosman bu işi iyi bilenlerden çocukluğuda avla geçti...zor şartlara katlanabilecek sekilde yaşadı...en sevdiğim tarafı bilinçli av yapması..

Cevapla
HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku