• Diğer

Yazar

tercumangazetesi@hotmail.com

66 makale bulunmakatadır

Yaşayan Çankırı Evleri

İnsan yaşantısı evde başlar. Ocak taşlarına kadar sinen hayat orada filizlenir, hatıralar orada kökleşir, acı, tatlı, neşeli, hüzünlü pek çok durumumuz orada şekillenir.

09:57 - 12 Haziran 2019

+A

-A

Okunma: 27

Yaşayan Çankırı Evleri
 
Sadık SOFTA
İnsan yaşantısı evde başlar. Ocak taşlarına kadar sinen
hayat orada filizlenir, hatıralar orada kökleşir, acı, tatlı, neşeli,
hüzünlü pek çok durumumuz orada şekillenir. Dededen
toruna bir hayat zinciri eklenir gelir bir bir peşi sıra. Zincirin
her halkasında geçmiş yaşantının bütün izleri, saygınlığı
tartışılmaz olan aile yapısı, sanatın incelikleri içerisine sızmış
olan davranış biçimlerini belgeler. Yaşantımız olur, ayrılmaz
bir parçamız olur. Gelecekle geçmişi sarar sarmalar ve bizim
hayatımızın bir bohçası olup çıkar. Bizi yaşattığı gibi, bizimle
birlikte kendisi de yaşama sevinci bulur. Bununla kalır mı,
vefalılık gösterilirse, yüzyıllar ötesine uzar gider. Tavanına
yapılan bir süs, duvarlarına çekilen bir çizgi, elde bir dantel
inceliği ile işlenen ahşap kısımlarının her biri birer kültür
elçisi gibi uzatır elini asırlar öncesinden, asırlar sonrasına, can
bularak yürür gider.
Onun için eskilerden kalma bir söz vardır ki, “İçinde
yaşanan ev daha uzun ömürlü (dayanıklı) olur.” derler. İşte geleneksel sivil mimarimiz için
bizimle haşır neşir olan canlı bir varlık gibidir evlerimiz. İçinde salınıp gezenleri olduğu
müddetçe ömrüne ömür katılır. Hayatın ömür törpüleyen o dayanılmaz azizliği karşısında
daha bir dik durur ve daha bir hayat doludur.
Ana kucağı ile eş değer bir sıcaklıkla basar bizi
bağrına. En çok ihtiyaç duyduğumuz yerdir, en çok içimizi
açtığımız, en çok rahat ve huzura kavuştuğumuz yerdir.
Burada yoğurduğumuz davranış kalıpları ve kültürümüz
kendini şekillendirirken bizi de şekillendirmiş olur. Bir tarihi
dokunun içinde sürüp gelen hayatın uzandığı noktada, coğrafi
kimlik ve zevk olarak değişime uğramaya başladığımız, en
önemlisi de artık mimari özelliğinin yanında değişen zevklerimizin de değiştiği bu günlerde,
değişmeden ayakta kalabilmiş, eski dokuyu hala bünyesinde barındıran bu mekânlarımızın
kıymeti uzun zamandır bilinmeye, günlük konuşmamıza kadar girerek değerinden
bahsettirmeye başlanmasıdır.
Ama bu yeterli midir?.
Şüphesiz ki hayır...
Öyleyse eksik olan nedir?
Eksik olan, bu kadir kıymet bilirlik sözde tamam da,
icraata geçiyor mu?.. Bunun cevabı da kocaman bir hayır.
Çankırı’da bu tarz yapılar, konaklar hala varlığını
sürdürmektedir. Geçmişte olan yaşantıyı sırtına yüklenmiş
gibidir. Kıymet bilenin yanında ne kadar değeri yüksekse,
bilmeyenin yanında da o kadar kıymetsizdir.
Çok eskilere gidilirse, tarihi “İpek Yolu” üzerinde olan
Çankırı, çok değil, bir insan ömrüne yakın geri gidilirse,
Kastamonu – Ankara bağlantısının sağlanmasında başrol
oynayan, hanlarıyla, konaklarıyla öne çıkmış bir kent merkezidir.
Bu merkezin evleri Selçukludan Osmanlıya devrederek
gelen bir anlayışın, bir güzelliğin uzantısıdır. 1700’lü yılların evleri hala ayakta kalmaya
direnir durur; her yıl, her ay, her gün, her saat, her dakika. Kim bilir, içlerinden daha ne kadar
direnenleri çıkacaktır?
 
Çankırı evleri, eski dokuyu bünyesinde taşıdığı kadar bulunduğu çevreye ve sokağa da
o kadar uyum içindedir. “Bitişik nizamlı evler, küçük aralıklarda çıkmaz sokaklar meydana
getirmiştir. Sokaklar dar ve Arnavut kaldırımı denilen moloz taşlarla kaplıdır. Bütün sokaklar
caminin veya iş merkezinin olduğu imaret veya arastaya çıkmaktadır.
Birçok eski ev, sonradan gördükleri onarım ve tadilatlar sonucu orijinal özelliklerini
kaybetmiştir.”
Eski dokuya bakıldığında, biri diğerine el uzatmış gibi iç içe geçmiş, birbirini
kucaklayan çatıları, sosyal yaşantıda insan samimiyetini,
birlik ve beraberliği yansıtır. Sanki zaman bu çatılarda
donmuş gibidir. Yüz yıllar burada suskunluğunu hala devam
ettirmektedir. Birbirine el atmış çatıların kapattığı dar
sokaklar bu doku içerisinde başka bir nostalji yaşatmaya
devam eder. At sırtında Çankırı yaranlarının geçtiğini görür
gibi olursunuz. Gıcırtısını duymadığınız kağnıların sesinin
maziye gömülüp gitmiş, ama kendisinin hala kıvrılıp gider
gibi hayal meyal hatırlar gibisinizdir. Ama kalın bir sis perdesinin altında kalan bu hayatı
sadece o sis perdesinin resmetmiş gibi kaldığını, bir zamanların yaşantısını, o bir zamanlara
bırakır gider. Zaman durmaz ama hayat da durmaz.
“Mevcut evler en az yüzyıllık evlerdir. Tarihlemek gerekirse bugün ayakta kalabilenler
18. yüzyıl ile 19. yüzyılda yapılmıştır. Evlerin en eski örnekleri açık sofalıdır. Daha sonraları
orta sofalı yapılmaya başlanmış, özellikle birinci katta olan orta sofaların güney cepheleri
kapatılarak kapalı sofalar meydana getirilmiştir. Cumhuriyet Döneminde yapılan evlerde
kışlık ara katlar ikinci katın özelliklerini taşımaya başlamıştır.”
Çok katlı binalardan ilk bakışta ayrılan, her biri birer bahçe içinde yer almış, iki katlı,
tatlı ve şirin görüntüsü insanı sarıp sarmalayarak, hala hayatta olan belli yaşlardaki insanların
bir türlü vazgeçip de ayrılamadığı, belli bir sosyal yapının getirdiği orta halli ailelerin
vazgeçemediği ve onlarla hala hayat bulduğu Çankırı evleri. Kimilerine göre üç asrı,
kimilerine göre 1,5 asrı deviren, ama öyle veya böyle hala ayakta kalmayı başaran Çankırı
evleri.
“Çankırı'da evler genelde arsanın şekline göre biçimlenmiştir. Cepheler güneye
bakmakta olup kuzey yönleri sağırdır. Yamaçlara doğru sıralanan evler birbirlerinin
manzarasını kapatmamaktadır.
Her evin avlusunda ağaç bulunduğu için tabiatla içice bir hayat söz konusudur. Çatılar,
mahallinde imal edilen oluklu kiremitlerle kaplıdır. Çok sayıda
pencere açmaktan çekinilmiştir. Bunun sebebi ise yörede uzun ve
sert geçen kışlar olmalıdır.”
Çankırı’nın meyilli arazisi üzerinde, araziye büyük bir
uyum içinde olduğu görülen, sanki tek plândan çıkmış, ama
zevklerin de galebe çalarak zaman zaman ufak tefek değişiklikler
sergilediği bu evlerin ilk göze çarpan kısmı, sokak kapılarından
girişte çoğunlukla ufak bir bahçe vazifesi de gören avluların sizi
karşılamış olmasıdır.
“Avlu kapıları çift kanatlı olup çatal kapı olarak
isimlendirilir. Kapı tokmakları kendine özgü ve yerli ustalarca
imal edilmiştir. Ev sahibinin mesleğine göre farklılıklar arz
etmektedir. Kapıların arkasında bulunan küçük çanlar, kapıların
açılmasıyla birlikte çalarak ev sakinlerini haberdar etmektedir.”
Bu avlu kapıları genelde oldukça büyüktür. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, kapının
herkese açık, rahatlıkla girilebileceğini, yani aşırı derecede misafirperverliğe verilen önemi
vurgular, bir diğeri ise bu serbest giriş çıkışlarda bir o kadar rahatlığı sağlar olmasıdır.
 
Bir diğer özellik de bu kapıların sanki ev sahiplerinin kimliği gibi durmasıdır. Her
kapının üzerinde yer alan kapı tokmakları ev sahibinin mesleği hakkında bilgi verir bir simge
ile görene bu kimlik hakkında bir fikir ve bilgi vermesidir. Derler ki, dışardan bu şehre gelen
bir esnaf, bu kapı tokmaklarına bakarak, hatta hiç kimseye sormadan, mutlaka kendi
meslektaşını bulur. Çekinmeden de o eve misafir olur.
Bu avlular çok aktiftir. Bazan bir köşesine yerleşmiş ocak başı ile tek filkeli bir
çeşmenin arasında gidip gelir evin kızları, gelinleri, hanımları. Bazısında bir köşesine,
gölgeye sinmiş makatlık dinlenmek, nefes almak, geçerken bir yaşlının nefes nefese kendini
atarak buz gibi soğuk bir bardak su veya ayran içip, yeniden can bulduğu, nefeslendiği bir
yerdir. Ailenin günlük işlerinden, bazan dinlenmeye kadar
pek çok aktiviteyi gerçekleştirdiği görülür. Genelde birkaç
ağacın da gölgelendirdiği avlularda yakın çevre, akraba ve
komşuların da günlük yemeklerin hazırlanmasından, günlük
sohbetlere, yani sözün kısası günlük telaşlara katıldığı sıcak
bir ortamdır.
“Evlerin su basmanı ekseriya kesme taştandır.
Duvarlar ise ahşap çatkı arası kerpiç dolgu olarak
yapılmıştır. Yörede buna “yeydene” denilmektedir. Duvar yüzeyleri, yörede çokça bulunan
alçı ve toprak, kireç karışımı ile sıvanmıştır.”
Ahşap merdivenler avlu, alt ve üst kat arasındaki irtibatı sağlarlar. Yapı içerisin-de
tamamen uyumlu, hiç abes kaçacak bir görüntüsü olma-yan, ne kadar eski olursa olsun insana
batmayan, binanın durumuna uyan, olumlu ve huzurlu bir görüntü sergiler. O kadar yumuşak
ve samimi görünür ki, siz de onun sessizliğine uyar, yavaş yavaş çıkar ve inersiniz katlar
arasında.
“Çankırı Evleri genelde iki katlıdır. Birinci kat ara kattır ve kışlık olarak
kullanılmaktadır. Burası günlük hayatın geçtiği yerdir. Plan yapılırken de buna dikkat edilmiş
olup sade ve kullanışlıdır. Yemek yapma, yeme ve oturma için düşünülmüştür.
İkinci katlar ise manzaralı ve gösterişlidir. Bu katlar daha çok yazın ve misafir için
kullanılmaktadır. İkinci katlarda her evin bir "Başoda"sı vardır. Bu odalar diğerlerine göre
daha geniş ve ahşap işleme tekniğinin güzel örneklerini sergiler. Başodalarda şahniş adı
verilen yükseltiler bulunmakta olup bunlar, birinci katın üzerine çıkma yapılarak
oluşturulmuştur.
Başodaların tavanları göbekli ve çoğunlukla kök boya kullanılarak bezenmiştir.
Odalarda oturmak için sedirler veya makat denilen tahta sedirler yapılmıştır. Her odada
yüklük adı verilen tahta dolaplar vardır. Bu dolaplardan bir tanesi gusülhane olarak
kullanılmaktadır. Odanın en önemli yeri ocaklığıdır. Ocaklıklar, yörede çokça bulunan
alçıdan yapılmıştır. Kenarlarında lamba veya mum koymak için şinanay adı verilen yerler
yapılmıştır. Dolapların kenarlarında ise terece denilen ahşaptan küçük gözler
bulunmaktadır… İkinci katlar sokağa yada avluya çıkma yapılarak genişletilmiştir.”
Günümüzde hala Çankırı evlerinin o eski ruhunu, o eski dokuyu yansıtan evleri
mevcuttur. Bu evler hala o eski sıcaklığını korur, o eve giren insanın girmesiyle birlikte içini
bir huzur ve sükûnet kaplar. Dış görünüşünden başlayan munis görünüm, ahşap işlemelerin
içinde şekillenerek sizi tavan süslemelerinde zirveye ulaştırır. Gözünüzü ve gönlünüzü
okşayan bu yapılar sessiz sedasız bir şekilde aman içindeki yolculuğunu sürdürmektedir. İşte,
Çankırı evlerinin bütün özelliklerini taşıyan bir Çankırı evi.
“Bu ev Coşkaralar’ındır ve tipik bir eski Çankırı evidir. Türk Evi'nin bütün özelliklerini
taşımaktadır. Merkez İlçe Mimar Sinan Mahallesi Nar Çıkmazı’nda bulunan evin sokaktan
görülmesi mümkün değildir. Büyük çatal avlu kapısı, sokağın bitiş çizgisidir. Coşkaralar Evi
uzun yıllar "Yaran Evi" olarak kullanılmış ve birçok kişi de böyle tanımaktadır. Ev, özellikle
ikinci katta eski özelliklerini yitirmemiştir. Zamanla el değiştiren evde birinci kat kısmen
 
onarım geçirmiştir. Ancak döşeme ve tavanlar ile dolaplar aynen durmaktadır.
Coşkaralar Evi'nin ilk sahibi pastırma, sucuk ve çemen imalatçısı olup uzun süre bu
sülalenin oturduğu ev yakın zamanda el değiştirmiştir. Sokağın sonunda bulunan avlu
kapısının üstü alaturka kiremitle örtülüdür. Çatal kapı oldukça yüksek ve geniştir. Bu
kapıdan, yüksek duvarlar ile çevrili büyük bir avluya geçilmektedir. İki metreyi aşan avlu
duvarları kerpiçten yapılmış ve üzeri kiremitle örtülmüştür. Yaşlı birkaç ağacın bulunduğu
avluda bazı yan birimler yer almaktadır. Avlu girişinin hemen solunda tahtadan yapılmış bir
tuvalet, sağda ise eskiden kümes hayvanlarının beslendiği anlaşılan baraka şeklinde bir depo
bulunmaktadır. Daha köşede de gelişigüzel yapılmış bir ocaklık göze çarpmaktadır. Avlunun
ortasında küçük bir havuz ve çeşme vardır.
Zamanında, ev sahibinin işi sebebiyle evin zemini, diğer Çankırı Evlerine göre biraz
daha geniş ve yüksek yapılmıştır. Su basmanı kesme taştan, temel ise normal taştan
örülmüştür. Eskiden hayvan beslenen ve imalathane olarak kullanılan zemin kat iki bölümden
oluşmuştur. Büyük ve yuvarlak alınlı çatal bir kapıdan girilmektedir. Girişin solundaki bölüm
ahır olarak planlanmıştır. Hayvanların bağlandığı ağaçtan
konsollar bulunmaktadır. Bu konsollar, aynı zamanda birinci katın
taşıyıcılarıdır. Hemen girişteki diğer bölümün tavanında ve
konsollarında çengel şeklinde büyük çiviler vardır. Bunlar,
pastırma ve sucukları asmak için kullanılmıştır. Bu kısmın
aydınlatılması için iki küçük pencere açılmıştır. Bugün yakacak
deposu olarak kullanılmakta olup büyük bir bölümü ise boş
durumdadır.
Birinci kata avludan tahta bir merdivenle çıkılmaktadır.
Merdiven korkulukları oldukça sade ve çam ağacından yapılmıştır.
Merdiven girişi ve ortada bulunan sofanın ön cephesi, sonradan
pencerelerle kapatılmıştır. Birinci kat kışlık olarak düşünülmüş
olup ikinci kata nazaran daha basıktır. Odalar günlük işlerde kullanılmak üzere planlanmış,
üst kata göre daha az pencere bırakılmıştır. Birinci odada ocaklık, her iki yanında yüklük
denilen dolaplar ile pencere önündeki sedir ana mekanla bütünleşmiştir. Tavanı sade ve
ahşaptır. Ocaklık alçıdan yapılmış ve süslemeye yer verilmemiştir. Döşeme tahtadır.
Ahşap olan kısımlar bütün odalarda yağlı boya ile boyanmıştır. Bu odanın karanlık
tarafı sonradan bölünerek mutfak haline getirilmiştir. Her iki katta da tuvalet ve banyo
bulunmaktadır. L şeklinde olan oturma odası, diğer odaya göre daha büyüktür. Sadece
tavanda süsleme yapılmıştır. Bu odada bulunan sedirler haricindeki diğer ahşap kısımlar da
boyanmıştır. Bu katta bir de sandık odası bulunmakta olup penceresi yoktur. Sofanın ve ikinci
odanın önü ahşaptan yapılmış ve tahta korkuluklarla
çevrilmiştir.
Evin yazlık bölümü olan ikinci kata yine tahta bir
merdivenle ön cepheden çıkılmaktadır. Açık sofalı olan
ikinci kat, birinci katın üzerine çıkma yapmaktadır. Sofaya
üç adet kapı açılmaktadır. Tamamen ahşap kullanılan bu
katta ağaç işçiliğinin güzel örnekleri sergilenmiştir.
Pencereler geçmeli ve her odada ikişer tanedir. Bu katta,
sofaya girilince solda bulunan oda evin başodasıdır. Odanın kapısı ağaç kakma tekniği ile
yapılmış ve yine ahşaptan bir alınlık konulmuştur. Oda kapısı küçük bir araya açılmakta
ve buradan odaya girilmektedir. Karşılıklı olarak ocaklıklar ve kenarlarında yüklükler vardır.
Her ikisi de alçıdan yapılan ocaklıklardan birisi kapalıdır. Ocaklıkların her iki tarafında da
tereceler bulunmaktadır. Odayı çepeçevre saran sedirler tahtadan olup zemin taş döşelidir.
Sedirlerden biraz daha yüksek olan "Şahniş", birinci katın üzerine çıkma (Cumba)
yapmaktadır. Odanın tavanı göbekli ve motifler kök boya ile boyanmıştır. Aynı şekilde
 
şahnişin tavanı da ince bir işçilikle bezenmiştir. Yüklüklerden bir tanesi gusülhane olarak
kullanılmıştır.
Sofaya açılan ikinci oda kare şeklinde olup girişin hemen karşısında bir ocaklığı ve
yüklüğü vardır. Sofaya bakan pencerenin önüne ise sedir yapılmıştır. Ahşap olan tavanında
süslemeye yer verilmemiştir. Üçüncü oda diğerlerine nazaran daha sadedir. Döşeme ve tavan
ahşaptır. Herhangi bir süslemenin bulunmadığı oda üç pencere ile aydınlatılmış ve
pencerelerden birisi önüne sedir yapılmıştır. Odada bulunan yüklüklerden birisi gusülhane
olarak düzenlemiştir.” Çankırı evlerinin bazı özelliklerinden bahsederken, Çankırı Turizm
Müdürlüğü’nün hazırladığı Çankırı Turizm Envanteri 2002’den yararlanılmıştır.

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku